+ Yorum Gönder
Türk Dili ve Kullanımı ve Türk Edebiyatı Forumunda Kültürel bütünleşme Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Kültürel bütünleşme








    Kültürel bütünleşme

    Öncelikle bir toplumda yaşayan “ kişiler arası değerler oydaşması”33 sosyokültürel bütünleşmenin sağlanması için gerekli en temel faktördür. Her toplumun süregelen işleyişi ve özsel dayanışması, en alt düzeyde de olsa kişiler arası değer ve norm gövdesinin paylaşılmasını gerektirir. Kişilerin çoğunluğu ortaklaşa verilen bu değer dizisine gönüllü olarak uyarlar. Kişilerin davranışları arasında çok büyük farkların bulunmasına karşın ideal davranış örüntülerine yönelik ortaklaşa bir anlayış vardır. Bu ortak değerler genellikle somut eylemlerde kullanılmamakla beraber kişilerin üzerinde anlaştığı genelleşmiş anlamlar sağlarlar ve sosyo-kültürel bütünleşmenin temel faktörleri olarak görülürler.34

    k-lt-rel-b-t-nle-m.jpg

    Sosyal bütünleşmeyi sağlayan bir diğer özsel faktör de, toplumda iş bölümü ve sosyal farklılaşmanın artmasıdır.35 Tek başlarına tüm ihtiyaçlarını karşılayamayan farklı iş kollarından insanlar temel gereksinimlerini; zorunlu, kültürel ve lüks ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla birleşir, bütünleşirler.

    Sosyo-kültürel bütünleşmenin bir diğer unsuru da, insanların ortak işlevleri paylaşmalarıdır. Şeyleri birlikte yapan insanlar, birlikte bir iş başarmanın değerli olduğuna inanırlar. Burada esas olan kişilerin gönüllülük dereceleridir. Bu noktada güdülenme, toplumun takdiri, uğrunda çalışılan değer ve hedeflerin yüceliğinin belirlediği “birlikte iş yapma” sosyal bütünleşmenin oluşmasında etkilidir.36

    Önemli bir diğer sosyo-kültürel bütünleşme faktörü de, çeşitli kültürel örüntülere sahip farklı gruplardaki kişilerin çoğul katılımıdır.37 Yani zihniyet değişikliğine sahip olacak demokratikleşme sürecine geçiş; demokratik müesseselere kavuşma, çoğulcu demokratik rejim ve demokratik mekanizmanın işlemesi bütünleşmenin gerçekleşmesi için gerekli temel şartlardandır.38

    Bunların yanında bizim için önemli sosyo-kültürel bütünleşme faktörlerindenbiri de aile müessesesinin güçlü olmasıdır. Sosyal bütünleşmede aile esastır. Aileyiyıpratıcı unsurlardan teşebbüslerden kaçınılmalıdır. Eşlerden her birini diğerinden ayrı ve bağımsız düşünen uygulamalardan, kanunlardan özellikle kaçınılarak güçlü bir aile kurumunun oluşturulması gerekmektedir. Aile içinde karşılıklı sevgi, saygı, dayanışma, sadakat ve işbölümü esastır. Aile üyelerinin, ailenin hayatiyeti için önemli farklı fonksiyonları yerine getirmeleri; işbölümü ve farklılaşma içinde olmaları, üyelerinin her birinin ailenin devamı ve birliği için taşıdığı sorumluluğu duyabilmeleri ve yerine getirebilmeleri aile kurumunun güçlü olmasını sağlayacak ve bu ailenin oluşturduğu toplumda bütünleşmiş ve güçlü olacaktır.

    Yukarıda sıraladığımız özsel faktörlerin yanında, eğitimde kabiliyet esasına göre fırsat eşitliğinin sağlanması, toplumda sosyal statünün ferdin başarısı sonucu kazanılması, bölgeler arasında ve gelir grupları arasındaki sosyal adalet dengesinin kurulması, din-mezhep ayrımını giderici çalışmaların yapılması ve kaliteli din adamı yetiştirilmesi, azınlık şuurunun yarattığı tahriplerin azaltılması, sosyal grupların ve cemaatlerin toplumun bütününe dâhil olduklarına ait şuurun geliştirilmesi, kültürel yabancılaşmanın önlenmesi, menfaat gruplarına üye fertlerin eğitim ve kültür politikaları ile toplumsal birlik şuurundan haberdar edilmesi, sanayi sektöründe sosyal politikaların uygulanması, orta sınıfın mali ve ekonomik politikalarla teşviki; kültür ve sanat alanında topluma birleştirici mesajların iletilmesi, aydınların kimlik arayışından kurtulmaları, sosyal, kültürel konu ve meselelerin netleşmesi, kavram tartışmalarının aşılması ve millî mutabakatların sağlanması sosyal bütünleşmenin sağlanmasında yardımcı faktörler olarak değerlendirilebilir. 39

    Kültürün genç kuşaklara naklinde önemli araç olan dilin kültürel ve nesiller arası kopukluğa yol açmaması bütünleşmenin yardımcı faktörleri ya da sosyo-kültürelbütünleşmenin gerçekleşmesi için spesifik ölçüde yapılması gerekenler içinde değerlendirilebilir.

    Bunların yanı sıra sosyal bütünleşmeyi önleyici faktörleri de şu şekilde sıralayabiliriz: Hoşgörüsüzlük ve millî mutabakatların oluşmaması, yeni kabilecilik, dar anlamda “biz” duygusunun hissedilmesi, insan hakları mefhumunun milletler arası sözleşmelere rağmen amaç ve anlamının dışında ve ülkelerin iç işlerine müdahalede kullanılması, yabancı düşmanlığı, etnosantrizm: kendi dışındakileri dışlama, mahalli

    değer ve özelliklerin toplum dışında ele alınması, toplumdaki marjinal grupları kontrol ve entegre etmek yerine, onları kitleleştirmek ve karşı kültür alanlarını genişletmek, kavram anarşisi, millî kimliği hesaba katmadan kimliği sadece yalın, hukuki bir bağa (Hukukî vatandaşlık) veya ortak mekâna dayandırma, kültür birliğini ve ortaklığını gözden uzak tutmak toplumsal bütünleşmeyi önleyici faktörlerdir.

    2.2. Toplumsal Bir Olgu Olarak Dil

    İnsanlar arası etkileşimde en önemli araç olan dil ile insanlar bilgilerini, duygu ve düşüncelerini, kültürlerini, değerlerini, toplumsal normları diğer insanlara; diğer kuşaklara aktarırlar. Dil aracılığı ile insanlar birbirlerini anlar ve bu “anlama” ile toplumsal ilişkileri oluştururlar. İnsan dil ile duygu ve düşüncelerini açıklar, bildirişimde bulunur. Dil; insan için vazgeçilmez bir bildirişme ortamıdır. İnsan bildiğini, bilmediğini, yaptığını, yapmadığını, yapmayacağını, yaptırmak istediğini, istemediğini hep dille açıklar. Eylemleri tasarlayıp, başlatmak, onları birbirine bağlamak, belli amaçlara göre düzenlemek, sonuçlarını verilendirmek; bütün bunlar hep dili değişik ölçülerde kullanmayı gerektirir.40 İnsan doğayı, kendini, içinde yaşadığı toplumu, toplumunun tarihini, geleneklerini dil aracılığıyla anlar; dil aracılığıyla onu etkiler, ondan etkilenir. Bu noktadan bakıldığında içinde yaşadığımız dünya tam anlamıyla bir dil dünyasıdır. O halde dil nedir?

    Muharrem Ergin dili; “İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta, kendi içinde yaşayan ve gelişen bir varlık, milleti birleştiren, koruyan ve onun ortak malı olan sosyal müessese; seslerden örülmüş muazzam bir yapı; temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli anlaşmalar ve sözleşmeler sistemidir”41 şeklinde tanımlamıştır. Özer Ozankaya dili; “insana türlü etkinlik süreçleri içinde, düşünce ve duygularını anlatma olanağı vererek bilme ve iletişme işlevlerini yerine getiren söz düzeni” 42 olarak tanımlamaktadır. Ahmet Cevizci ise dili; “belirli standart anlamları olan sözcüklerden ve bir iletişim yöntemi olarak kullanılan konuşma formlarından oluşan yapı ya da bütün. Birbirleriyle karşılıklı olarak sistematik bir ilişki içinde bulunan ve sözcük düzeyinde uzlaşım yoluyla oluşan bir anlama sahip olan birimlerden meydana gelen sistem” olarak tanımlar. Bunun yanı sıra Cevizci için dil:”Duyguları, düşünceleri, seçimleri açıkça göstermeyi mümkün kılan her türlü işaret sistemi olarak, bilinç içeriklerini, duyguları, arzuları, düşünceleri tutarlı bir anlam çerçevesi ya da modeli içinde ifade etme yolu ya da yöntemidir.”43 Herhangi bir düşünceyi, niyeti açığa vurma ya da diğer insanlara aktarma sürecinde toplumdaki diğer insanlarla ortak olarak kullandığımız dil; sadece düşünce, tasarı, istek ve eylemlerimizi başkalarına ilettiğimiz bir işaretler sistemi değildir. Aynı zamanda isteklerimizin gerçekleşmesini sağlamak amacıyla karşımızdakini ya da bizi harekete geçirmemizi sağlayan, dış dünyayı algılamamızı şekillendiren-düzenleyen; kategorize eden; dış dünyayı etkilemede aksiyonu önceleyen bir yapıdır. Dil felsefesi açısından dil; insanla meydana gelen, insanla birlikte var olan; insan başarılarının taşıyıcısı bir varlık alanıdır. Dil insanla insan, insanla toplum, insanla var olan şeyler arasında bağ kuran bir varlık alanı, bir anlam sistemidir.44 İnsanın tüm başarıları, tüm edimleri; düşünmesi bile dile bağlıdır. Bilim, felsefe, kültür, tarih dilin ürünüdür.

    Düşünce tarihinde dilin tarihsel yönüne ağırlık veren; dilin tarihsel-toplumsal yönünü ilk vurgulayan Wilhelm Von Humboldt olmuştur. Humboldt, dili bir organizmaya benzetir, ona göre dil tarih içinde gelişen bir şeydir ve insanın varlık imkânı da dil kabiliyetinin kuvvetine bağlıdır. Ona göre, insan düşünen bir varlıktır ve dil düşüncenin şartıdır. Dil, düşüncenin yapıcı organıdır, dil düşünceyi yaratan bir şeydir.45 Ona göre dil; insanda bulunan genel dil yetisinden, insanın söylemeye ihtiyacından doğar ve diğer insanları; insan topluluğunu gerektirir. Bu yönüyle de toplumsaldır. Bunun yanı sıra Humboldt’a göre millet ile dilin birbirleri üzerine karşılıklı bir etkisi vardır. Ancak dilimizle bir milletin parçası oluruz ve ancak “kendi diline dayanan, kendi dilinde ilerlemeler yapan bir millet gerçek bir kültüründe yaratıcısı olabilir.”46

    Modern dil biliminin kurucusu Saussure; dilin temel niteliklerini belirleyerek yüzyılımızdaki dil çalışmalarına etki etmiş, dil ile ilgili çalışmalara yeni bir yön vermiştir. Saussure; her şeyden önce dilin iç gerçekliğinin, bir başka deyişle dilin içkin yapısının incelenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Ona göre dil kavramları anlatan bir göstergeler dizgesidir. Saussure için dil; bireye toplumun verdiği, hem geçmişin ürünü hem de günün varlığı olan toplumsal bir kuruluştur. Aynı topluluktan bireylerde sözü kullanma yoluyla yerleşmiş bulunan bir gömüdür. Söz bireysel istenç ve anlak edimidir. Söz her zaman bireyseldir ve bireyin egemenliği altındadır. Bu çerçevede Saussure için dil, toplumsal bir olgu; söz ise bireysel bir edim; dil temel bir olgu, söz ise az çok da rastlantısal nitelikli bir olgudur. Ona göre dilin hiçbir zaman toplumsal olgu olması dışında bir niteliği-varlığı yoktur. Toplumsallık dilin iç özelliklerindendir. Dil de, söz de somut niteliklidir.47

    Durkheim için dil; “düşüncemi dile getirmek için kullandığım işaretler sistemi”48 dir ve benim onu kullanışımdan bağımsız olarak fonksiyonlarını yerine getirirler. Bu bağlamda dil, onun için bireylerin dışında var olmak gibi dikkate değer bir özellik taşır.








  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Durkheim toplumsal olguların bireye baskı yapma özelliğini vurgularken; “Fransızca konuşmak zorunda olmadığım gibi, geçerlikteki parayı kullanmak zorunda da değilim, fakat başka türlü de davranmam imkânsız bir şeydir” 49 diyerek, toplumsal olguların baskı niteliğini vurgular. Bu çerçevede dil Durkheim için toplumu oluşturan bireylerin dışında ve ona baskı uygulayan bir olgudur. Burada baskının çok fazla hissedilmemesi, ya da günlük yaşam içerisinde bireyin dili kendi yetenekleri ve tercihleri doğrultusunda kullanması; söz söylemesi dilin bu baskı özelliğini ortadan kaldırmaz. Bununla beraber dilin bireyin dışında bir varlığının olmasının göstergesi de yine bireyin dili değiştirememesidir. Dil bireyin davranışlarından, sözlerinden, edimlerinden bağımsız bir varlığa sahiptir.

    Bizim için dil her şeyden önce toplumsal bir olgudur. Dili sadece konuşma yetisine indirgeyen tanımlamaların; onu sadece bir işaretler dizgesinden ibaret gören saptamaların eksik olduğunu düşünüyoruz. Dil, toplum tarafından oluşturulmuş bir fenomendir. Bireylerin tek tek sözlerinden farklı ve bu sözlerin üstünde, ait olduğu toplumun tüm bireyleri tarafından anlaşılan ve kullanılan, kendi içinde kendine özgü kuralları olan, bu kurallar kendisini kullanan bireylerce içselleştirilmiş olan, bildirişimi sağlayan bir araçtır. Dili sadece bir araç olarak anlamak yanlış olduğu gibi, diğer toplumsal kurumlar gibi görmek de doğru değildir. Ferdin dışında olmak, kendini ferde zorla kabul ettirmek, ferdin müdahalesi ile değişmemek gibi özellikleri ile diğer toplumsal kurumlardan farksız olan dil, ayrıca belirli kanunlara uyan canlı bir varlık olması bakımından hepsinden üstün bir duruma da sahip bulunmaktadır.

    Düşünme dediğimiz şey gerekçe öne sürme, öncülden sonuca yürüme, tek tektasarımları belli bir düzen içinde birbiriyle birleştirme, çıkarımlama, kanıtlama,karşılaştırma, belgeleme, saptamalarda bulunma, kanıtlar verme, sonuçlar çıkarma,tanımlar yapma, açıklıklar getirme, sonuçlara dayanak noktaları arama, betimleme,kuşkulanma, seçme, gösterme, temellendirme, akıl yürütme ve benzeri şeylerdir.50 Tüm bu edimlerin yapılabilmesi dili gerekli kılar. İnsanın düşünmesi onu diğer canlı varlıklardan ayırır. Kendisi de doğanın bir parçası olan insanı tabiatın başka varlıklardan ayıran bir başka özelliği de; başka yer ve zamanlara ait bilgi birikimine sahip olmasıdır; yani tarihe sahip oluşudur. Başka varlıklar gibi bugünde ve burada yaşamakta olan insanı, bugünden ve buradan ayırıp geçmişe, geleceğe ve başka mekânlara götüren de dildir. İnsanı biriktiren bir varlık haline getiren; onu gelenek, görenek, kültür ve tarih sahibi kılan dil insanın “varlık tarzlarından” biridir ve en önemlisidir.51 İnsanı diğer tüm canlılardan ayıran bir ayrıcalık belgesidir. Ancak bu tanım bizce dilin tüm özelliklerini yansıtmaktan uzak bir tanımdır. Dil sadece düşünce aktarımında kullanılan basit bir araç değildir. Dil insan zihninin aynasıdır. Kelimeler bir takım işaretlerdir ve zihin bu işaretlerle düşünür, düşünürken de nesnelerin yerine bunları koyar. Bu bakımdan dil bir yandan zihnin anlatma aracı, öbür yandan da zihni yoğuran bir şeydir. Dil; kalıplarını hazır bulduğumuz; içinde gizli olan mantıkla zihnimize biçim veren, zihnimizdeki tasarımları dışa vurduğumuz bir araçtır. Bizler dili edinirken; dil ile birlikte toplumumuzun değer yargılarını, davranış kalıplarını da ediniriz. Bu bakımdan dil sadece zihnin anlatma aracı ya da zihnimizi yoğuran bir araç değildir; davranışlarımızı da şekillendiren bir olgudur.

    2.2.1. Toplumsal bütünleşmenin sağlanmasında dilin fonksiyonları

    Dil; bireyin ait olduğu toplumla bağlantısını kuran, kendisini ve yaşadığı toplumsal ilişkileri anlamlandırmasını sağlayan bir toplumsal nesnedir. Dil toplumsal ve tarihsel bir fenomen olan bilinç aracılığıyla ve onun gelişmişlik düzeyiyle bağlantılı olarak, düşünce ile karşılıklı etkileşim içinde gelişmektedir. Bu bağlamda ait olduğu toplumun genel özelliklerine göre oluşan dil bireyin toplumla olan ilişkilerini şekillendirmesinde, aidiyet duygusunun gelişmesinde diğer toplumsal fenomenlere göre daha fazla etkili olması bağlamında önemlidir.

    “Dil insanlar arasında gelişkin bir iletişime geçişi sağladığı gibi, her kuşağın çeşitli zahmet ve acılarla elde edebildiği sınama/yanılma sonucu bilgilerini, becerilerini ve bunları kutsayan değer, inanç ve ritüellerini bir sonraki kuşaklara aktarmak üzere tutanaklandırmakta, saklamakta, aktarmaktadır da… Böylece bireylerin yaşamlarında kazandıkları bilgi, beceri ve duygular hem kendi kuşakları içindeki insanlar, hem de kuşaklar arasında ortaklaştırılmış olur. Bu yolla insan toplulukları içindeki bireyler aralarında yaşam için gerekli bilgi, beceri ve duygulara ilişkin ortak(benzer) idealar, duygular ve inançlar edinilip paylaşılmaya başlar. Toplumsal yaşamdaki insan, bu yolla varlığına birliktelik, süreklilik, kültürleşme kazandırmış olur. Dil, bütün bu süreçlerdeki yeri bakımından, topluma geçişin etkin aracı ve düzenleyicisi olur. Bu nedenledir ki, dil insan toplumlarının gelişmesi için önemli bir araçtır.”52

    Kültürel değerlerin ana unsuru olan dil topluma ait töre, gelenek, zihniyet kalıpları ve estetik zevk gibi kalıpların aktarımında en etkili araçtır. Canlı bir organizma olarak, dil kültürün en önemli parçası ve taşıyıcısıdır. Dil insan türüne özgü olan, öğrenilen, genetik olarak kişiye intikal etmeyen bir varlıktır.

    Dil toplumsallaşmanın ve sosyal bütünleşmenin sağlanmasında en etkili unsurlardan biridir. İlk olarak çocuk dille ilgili alışkanlıkları aile de kazanmaktadır. Aile toplumun etkisi altında şekillenmiş fonksiyonel bir kurumdur. Ve aile çocuğa bu bağlamda sadece dili değil, dille beraber toplumun kültürünü de aktarır. Çocuk aile kurumu içerisinde dili kavrar ve kullanır. “Bu bağlamda ailenin toplumsal konumu, kültürel özellikleri çocuğun dil gelişimini”53 dolayısıyla da çocuğun toplumun kültür, gelenek, örf, töre, zihniyet kalıplarını ve estetik zevkin edinimini belirler. Dilin insan kişiliğinin oluşmasına katkısı vardır. Toplumun istek ve beklentilerini aktarmak, çocuğun kişiliğini bulmasına yardımcı olmak, hayatta oynayacağı rolleri öğretmek dilin fonksiyonları olarak değerlendirilebilir.54

    Ayrıca dilin biz şuurunu hissedilir hale getirici çok önemli özellik ve fonksiyonu vardır. Dilin bu fonksiyonu onun toplumsal bütünleşmenin sağlanmasında etkili olmasını sağlamıştır. Bir gruba ait insanların aynı dili konuşmaları grup içindeki fertlerin arasında dayanışmayı kuvvetlendirir, biz şuurunun hissedilir derecede artmasını sağlar. 55

    Dil, sadece toplumsal kalıtımda değil, millî kimliğin oluşumunda da etkilidir.Millî kimliği var eden kuvvetlerden biri dildir. Dil özelliklerini insanın bilinçaltından alır. Milletin zekâsı, espri anlayışı, hayat felsefesi, eleştirileri hep dil yapılarında anlamını bulmuştur. Dilin edinimi insanın bilinçaltını etkilemekte olduğuna göre, dil edinimi ile millî kimlik edinilir. Dilin millî kimliğin oluşumundaki fonksiyonu çok önemlidir. Dil milleti oluşturan en önemli unsurdur. Burada milleti oluşturan dilin mantığı değil mantık dışı geleneğidir. Millet; ancak gelenek birliği olarak anlaşılmak şartıyla, dil birliği olarak tanımlanabilir.56 Bu çerçeve de dil yalnız anlaşma aracı değil, kaynaşma etkenidir de. Dilde dilden başka; din, ahlak, sanat, felsefe, müzik, mimik gibi gelenekleri de taşıyan karmaşık, kaynaşık bir kurumdur. Dilde taşınan bütün bir milliyet kalıtıdır.57 Dil millet kişiliğini var eden etmenlerden biridir. Dil her şeyden önce bir zihniyet, bir ruh, bir deha işidir.58

    Sosyal bütünleşme açısından dilin önemli toplumsal fonksiyonları vardır.Bunlar; toplumu oluşturan bireyler arasında iletişimi sağlaması, toplumun kültürünün kuşaklar arasında aktarımını sağlaması, bireylerin kişiliklerinin gelişmesini ve toplumsallaşmalarını sağlaması, -özellikle toplumsal gruplarda-“biz” şuurunu hissedilir hale getirmesi ve bireylerde milli kişiliğin gelişimini sağlaması olarak sıralanabilir. Tüm bu işlevleri ile dil sosyal bütünleşmenin gerçekleşmesinde önemli etkileri olan bir toplumsal kurumdur.





  3. Buğlem
    Devamlı Üye
    Kültürel bütünleşme, sosyal bir çevre de yaşayan herkesin birbiri ile bütünleşmesidir. Örneğin, diyelim ki yeni bir ortama gittik ve artık orada yaşamak zorundayız gittiğimiz yere uyum sağlamalı ve onlarla bütünleşmeli aynı yaşam standartlarına uyum sağlamalıyız.




+ Yorum Gönder


Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
kültürel bütünleşme,  kültürel bütünleşme nedir,  kulturel butunlesme,  kültürün sosyal bütünleşmeye katkısı