+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve Namaz Forumunda Namaz Abdesti Almadan Kuran Dinlenirmi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Namaz Abdesti Almadan Kuran Dinlenirmi









  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Abdesti Almadan Kuran Dinlenir mi


    Vakıa Suresi'nin 79. ayetinde bahsedilen dokunma nasıl bir dokunmadır? Kur'an'a abdestsiz dokunamazsınız diyenler bu ayeti delil gösteriyorlar. Ezbere ayet okuyabilirmişiz de, onun yazılı olduğu kâğıda dokunamazmışız. Bu nasıl bir anlayış? Kâğıdı mı kutsuyoruz?, Ayeti mi? Kur’an ayetlerinin bulunduğu kağıda dokunmak haram(!), Kur’an ayetlerini düşünmek, üzerlerinde kafa yormak serbest. Oysa; Ayetleri düşünmek, kağıdı ellemekten daha büyük suç olduğundan, abdestsiz düşünülmemeli.(!)

    Kur’an, bugün milyonlarca CD’de, DVD’de, bilgisayar diskinde ve belleklerde taşınmaktadır. Şimdi insanlar içinde Kur’an var diye bu CD ve DVD’lere, flash belleklere abdestsiz dokunamayacaklar mı? Üzerinde Kur’an ayetleri yazılı diye bilgisayar ekranlarına ve yazı tahtalarına abdestli mi dokunacaklar? Bu, dini traji-komik bir hale dönüştürmedir. Kur’an okuyan insanın hafızasında Kur’an var diye bu kişiye abdestli mi dokunulacaktır?

    Vakıa Suresi'nin 79. ayeti söylendiği gibi Kur'an'a dokunmakla veya abdestli olmakla ilgili değildir. Ayetin ifâde ettiği anlam, vahyi Hz.Muhammed’e (s.a.v) kimlerin getirdiği ile ilgilidir. Bu konuda müşrikler Peygamberimizin cinlenmiş biri/mecnun olduğununu, getirdiği hikmetli sözlerin/vahyin de ona cinlerin getirdiklerini söylüyorlardı. Ona şair diyorlardı. Onların şair telakkilerine göre de; Şairler cinlerden ilham alıyordu.

    Bu nedenle Allah:"Bu Kur’an kovulmuş şeytanın sözü olamaz. O halde siz nereye gidiyorsunuz?" (81/25-26) ayetiyle onların bu ithamlarını reddetti.

    Cinlerin niçin bu kitaba erişemeyeceğini ise şu ayetler ifade etmektedir;"Doğrusu biz (cinler) göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev hüzmeleriyle doldurulmuş bulduk. Hâlbuki biz (daha önce) onun bazı kısımlarında (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) otururduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini bekleyen bir alev hüzmesi buluyor. Bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?" (72/8-10) Bu ifadeler cinlere aittir ve bu kapı artık onlara kapatılmıştır.

    Vakıa 79. ayetinin abdest veya dokunmayla hiçbir ilgisinin olmadığını birazcık Arapça gramer bilenin anlaması zor değildir. Ayette kastedilen mana şöyledir; "Günah kirine bulaşmayan, Allah’ın bu iş için tahsis ettiği tertemiz meleklerden başkası ona dokunmaya güç yetiremezler."

    Ayette geçen “Lâ harfi” olumsuzluk anlamına kullanılan "Nehy-i Hazır" değil, "Nefy-i Muzaridir. Yani; Bu, "dokunmayın" anlamında değil, "dokunamazsınız" anlamındadır. Yani bu ayetten abdestsiz Kur’an’a dokunma yasağını çıkaranlar doğruyu söylemiyorlar. Eğer baştaki “Lâ”; nehy-i hazır olsaydı, fiilin sonu “Yemesse” olması gerekirdi. Nefy-i muzari “Lâ”sı ise; fiili cezmetmez. Bu yüzden fiil; “Yemessü” dür. ‘Dokunmasın’, değil, ‘dokunamazlar, el süremezler’dir. Yani isteseler de o işi yapmaya güç yetiremezler. Bir kimseye yapamayacağı bir iş söylerken "yapma" denmez, ‘Yapamazsın’ denir; ‘Gökyüzüne dokunamazsın’ örneğinde olduğu gibi. Bu ifadeyi Kur’an için kullandığımızda ‘Bu kitaba dokunamazsınız’ olur ki, o zaman bunca abdestli ve abdestsiz insan ona dokunduğuna göre bu ifade havada kalır. Bu ayet; ‘Kur’an’a kimse abdestsiz dokunamaz’ şeklinde anlaşılıyorsa, burada büyük bir tehdit var demektir. Dokunan çarpılır gibi. Lakin ona kâfir, mümin, abdestli, abdestsiz herkes dokunmaktatır. Ve bu dokunanlara bir şey olmamaktadır. Öyleyse dokunulamayan kitab; Allah katındaki Kitab-ı Meknûn/ Levh-i Mahfuz/Vahyin kaynağıdır. Pis şeytanlar, cinler oraya, o vahyin kaynağına yaklaşamaz, el süremezler demektir.

    Ayetteki "mutahharûn" kelimesi, su ile yıkanıp temizlenen insan anlamına değil, günâh kirine bulaşmayan yani günâh işlemeyen melekler anlamında kullanılmaktadır. Temizliği, özünden, kendiliğinden olanlar için bu kelime kullanılır. Burada bahsedilen temizlik maddi temizlik değil, manevi temizliktir. Aynen Tevbe 28.ayetinde bahsedilen "müşrikler pisliktir/necistir" de olduğu gibi. Buradaki necis ifadesi de maddi pislik anlamında değil akidede ki, düşüncede ki manevi pislik demektir. Maddi temizlik için, Kur’an; ‘mütetahhirûn, muttahhirûn’ kelimelerini kullanmaktadır. “Yuhibbü’l-mütetahhirîn/Allah temizlenenleri sever” [Bakara/222] ayetinde, temizlenmek fiilinin bu kalıbı kullanılmıştır. Bu temizlik ise; abdest veya gusul ile yapılan maddi temizliktir. Zaten ayet adetli kadınların temizliğinden bahsetmektedir.

    Bu açıklamalardan sonra "La yemessühü ille’l mutahherûn" ayetinin açılmış anlamı şöyle olur; "Kur’an’a günâh kirine bulaşmayan meleklerden başkası (yani sizin zannınıza göre cinler, şeytan) ona erişemez, Vahyin kaynağına birşeyler karıştıramaz” demektir. Bu ayetin ifade ettiği gerçek bu iken, hiç alakası olmayan "Kur’an’a abdesti olmayan dokunmasın" şeklinde anlam vermek gerçekle bağdaşmamaktadır. Üstelik resmen ayetin siyak ve sibak ile alakası kesilerek, ayet Nasreddin Hoca’nın Leyleğine benzetilmiştir. Ayetin anlamına takla attırılmıştır.

    Abdest namaz için gereken bir temizliktir, Kur’an için değil. Nitekim Allah; abdesti ve guslü namaz için emreder;

    "Ey iman edenler! Namaz için kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar da ellerinizi, başınızı mesh edip topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz temizlenin. Hasta veya yolculukta iseniz yahut biriniz tuvaletten gelmiş veya kadınlara dokunmuşsanız (cinsel ilişkide bulunmuşsanız) ve bu halde de su bulamamışsanız, temiz toprakla teyemmüm edin de onunla yüzünüzü ve dirseklere kadar ellerinizi meshedin. Allah size güçlük çıkartmak istemez, ancak sizi tertemiz yapmak ve size nimetini tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz."(Maide/6)

    Allah Kur’an okumak için de şu tavsiyede bulunmuştur; "Kur’an okuyacağın zaman kovulmuş şeytandan Allah’a sığın." (16/98) Yani; "Euzu besmele” çek.

    Bu nedenle namaz için abdest, Kur’an okumak için ise "Euzu besmele" gerekmektedir. Abdestli, abdestsiz, ayakta oturarak ve yanları üzere yatarak her halükarda Kur’an okunabilir.

    Ayrıca Kur’an sadece müslümanlar tarafından okunması istenen bir kitap değildir. Kur’an, kendisini bütün insanların okumasını istemektedir. Mesela; Peygamberimizin o zamanki dünya liderlerine gönderdiği mektuplarda, Kur’an’dan pasajlar vardı. Eğer kâfirin Kur’an’a dokunması yasak olsaydı, peygamber onlara ayetler gönderir miydi? İnanmayan onu okuyup öğrenmez ise iman etmesi nasıl mümkün olacak? Allah’ın koymadığı bir takım şartları saygı adına koyarak insanları onu okumaktan, öğrenmekten uzaklaştırılmıştır. Öyle bir imaj oluşturulmuştur ki, bırakın Kur’an okumayı, ona dokunmak için bile birçok ön merasim icat edilmiştir.

    Bu nedenle insanlar Kur’an’ı ellerine alıp okumamış, evlerinde süslü kılıflar içinde yüksek bir yerde koruma altına alıp, onu hayattan uzak tutmuşlardır. Bugüne kadar okumama günahı işlemişler ama abdestsiz okuma, abdestsiz elleme günahı işlememişlerdir(!) Kur’an’a saygısızlık; onu okumamak değil, ona karşı ayaklarını uzatmak, göbeğinin altında tutmak olarak anlaşılmıştır. En sonunda kağıdına olabildiğince saygılı, hükümlerine ise; alabildiğine lakayt kimseler yetişmiştir. Hatta Kur’an’a abdestsiz dokunduğunda çarpılmaktan korkan, lakin onun ayetlerini bilip-bilmeden inkâr eden o kadar cahil insan var ki!

    Hastalığımız bununla da sınırlı kalmamış. Gazali’nin tespitiyle "Müslümanlar Kur’an’ı sadece okumak için öğrenirler. Dinlerini öğrenmek için okumazlar" Maalesef günümüzde en çok okunan kitap o olmasına karşın, en az anlaşılan kitap ta odur. Kur’an’ı; Mushaf, Kıraatı; tilavet, tertili de tecvit yaptık. Kur’an’ın diliyle onu mehcur bıraktık. Ona zamanı geçmiş muamelesi yaptık, onun hükümlerini, evrensel prensiplerini terk ettik. Onu sevap devşirmek ve ölülere okunan, sevabı onlara bağışlanan bir ölüler kitabı haline getirdik.

    İşte İslam toplumun perişan halinin altında bu temel yanlış yatmaktadır. Allah kullarına hallerini düzeltmek için kitap gönderiyor. Onlar o kitabı öğrenmek için okuma zahmetine katlanmıyorlar. Kur’an anlaşılmak için okunmalıdır diyenlere karşı da birileri, çamur atma kampanyası yürütüyor ve "Kur'an herkes tarafından anlaşılamaz, el sürülüp kirletilemez, hayata tatbik edilemez" gibi hezeyanlar saçıyorlar. Bu tür sözler, ne Kur’an’a saygılarından ne de İslam’a itaatlerinden kaynaklanıyor. Bu İslam'a mani olmanın bir başka yoludur. Hatta bugün öyle cemaatler var ki, Kur’an’ın mealini okumayı yasaklıyorlar. Tıpkı ortaçağda kilise babalarının insanlara İncil okumalarını yasakladığı gibi. Zira, insanlara sundukları, Kur’an’a dayanmayan din anlayışlarının kaybolmasından korkuyorlar.

    Müslümanlar olarak bizler, Mevlamız/ dostumuz olan Allah'ın sözüne kulak verelim. Genç, ihtiyar, kadın, erkek, her yaşta Allah'ın dinini öğrenmek için Kur'anı okumaya çalışalım, öğrenelim, öğrendiklerimizi yaşamaya çalışalım. En eskimiş, kullanılmış kitabımız, her an müracat ettiğimiz başucu kitabımız Kur’an olsun.

    Özetle; abdestsiz Kur’an’ın okunamayacağını söyleyenlerin Kitap’tan delilleri yoktur. Öncelikle abdest alması gerekenler, Kur’anı bu kadar çarpıtanlar, ayeti siyak ve sibakından, sebeb-i nüzûlünden koparan, bakışları yamuk bu zihniyetin sahipleridir. Ama bu abdest onları temizlemez. Önce Kafalarına abdest aldırmaları gerekecektir.

    Özetle;

    1-)"Kur'an'a abdestsiz dokunulmayacağına" dair fikirlerin kaynağı olarak atfedilen Vakıa süresi iniş sırasına göre 46. suredir.

    2-)Namaz kılmak için abdestin alınmasını gerekli kılan Maide Suresi ise, iniş sırasına göre "110." suredir. Arada tam 63 sure vardır.

    3-)Ve bu 63 sure boyunca Rasulullah acaba ortada henüz abdest kavramı yokken Vakıa suresindeki ayeti nasıl açıklamıştır?

    4-)Cümle inşa/emir değil, ihbaridir. Yani dokunmayın değil, dokunamazlardır.

    5-) Ayetin bağlamı, abdestle değil, cinlerin, şeytanların, Kur’an’ın kaynağına sokulamayacaklarını, Peygamberin şair olmadığını, ona cinlerin ilham getirmediğini bildirmektedir.

    6-) Fiildeki “o” zamiri Kur’an’a değil, /Saklı Kitab’a/Levh-i Mahfuz’a racidir. Çünkü; Arapça da zamir en yakın özneye, isme racidir.

    7-) Lâ yemessühü’deki “L┠Nefy-i muzaridir, Nehy-i hazır değil. Öyle olsaydı fiilin sonu meczum “La yemesse” (burada muzaaf fiil olmasından dolayı mansuptur) olması gerekirdi.

    8-) Vakıa suresi nazil olduğunda elde tutulması yasaklanan henüz bir kitap ta yoktu. Ayetler, tahtalara, derilere, ince tuğla parçalarına yazılıyordu.

    9-)Ayetin bağlamı müminler değil, kâfirlerdir.

    10-) Ayetteki temizlik; maddi temizlik değil, “Suhufen mutahheratün/ tertemiz sahifeler” [Beyyine/2] ayetindeki gibi manevi temizliktir.

    11-)”Mutahharûn” temizlikleri, yaratılışından kaynaklanan meleklerdir. İnsanlar ise “Mütetahhirun” dur.

    12-)Kur’an’a göre; müşrikler, münafıklar pistir. Necistir. Üst-başlarının tertemiz olması değil, itikadlarının bozuk ve murdar olması anlamında pistirler. Müslümanlar temizdir. İtikadları şirk ve nifak kirinden arınmıştır.

    13-) Ayetteki “Mess” soyut dokunmadır. Sevincin, sıkıntının dokunması gibi. Kur’an’da somut, elle dokunma “Lems” dir.

    14-)Sure Mekkidir, dolayısıyla ahkâm ayeti değildir.

    15-)Ayetin öznesi, insanlar değil, tertemiz meleklerdir.

    16-) Kur’an’da abdest sadece namaz için emredilmiştir.

    17-)Ayeti bağlamıyla birlikte okursak, her şey apaçıktır. Bu ayetten abdestli olarak Kuran’a el sürme emrini çıkartabilmek, tekeden süt çıkartmak kadar zordur.

    “Yıldızların yörüngelerine yemin olsun. Şayet farkındaysanız bu çok büyük bir yemindir. Şüphesiz ki bu Kur’an çok kerim/değerli bir kitaptır. (Bu kitap) Saklı, korunmuş bir Kitabın içindedir. Ona ancak tertemiz olan melekler dokunabilir. O âlemlerin Rabbinden indirilmedir. Şimdi siz böyle bir Söz’e/Haber’e leke mi süreceksiniz? (Bu vahyi de mi yalanlayacaksınız?) Allah’ın verdiği rızkı (bu kitabı), yalanlayarak mı şükredeceksiniz”. [Vakıa/75-82]





+ Yorum Gönder


Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
abdestsiz kuran dinlenirmi