+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Cumhuriyet Tarihi Forumunda Lozan konferansına giden Türk heyetinin temel amaçları Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Lozan konferansına giden Türk heyetinin temel amaçları








    Lozan konferansına giden Türk heyetinin temel amaçları

    Lozan konferansına giden Türk heyetinin temel amaçları ilgili geniş bilgi



    Lozan Barış Konferansı, bugüne değin Türk dış politikası ile ilgili olarak ele alınmış ve incelenmiş bir olaydır. Elbette, yeni Türk Devleti’nin bağımsızlığının, tüm dünya tarafından kabul edilmesi anlamına gelen bu antlaşmanın, böyle bir çerçeve içerisinde ele alınması doğaldır. Ancak Lozan’ın dış politikada olduğu kadar Türkiye’nin iç politikasını da etkilediği bir gerçektir. Lozan Konferansı, gerek görüşmelerin başlamasından evvel, gerek görüşmelerin devam ettiği günlerde ve gerekse görüşmelerin sonuçlanmasından sonra Türkiye’de politik atmosferi en fazla etkileyen olaylardan birisi olmuştur.



    Bu nedenle Lozan Barışı ile ilgili olarak yapılan bu araştırmada, Lozan’daki Türk heyeti ile TBMM Hükümeti arasındaki ilişkiler temel konu olarak alınmıştır. Bir başka deyişle, bu araştırma için Lozan Konferansı’nın Türk iç politikasına yansımasının ele alınması diyebiliriz.


    A – LOZAN KONFERANSI İÇİN YAPILAN HAZIRLIKLAR:

    Barış görüşmelerinin başlaması öncesinde Ankara, üç önemli sorun ile karşı karşıya kalmıştır. Bu sorunlardan ilki, görüşmelerin nerede ve ne zaman yapılacağıdır. TBMM Hükümeti, daha Mudanya Mütarekesi görüşmeleri devam ederken Batılı Devletlere verdiği bir nota ile, barış konferansının 20 ekimde İzmir’de toplanmasını teklif etmiştir1. Ancak Müttefikler bu görüşe itibar etmemişler ve konu ile ilgili olarak kendi aralarında görüşmelere başlamışlardır. Sonuçta tarih olarak 13 kasımda, yer olarak ise Lozan’da karar kılmışlardır. 27 ekim tarihli bir nota ile TBMM ve İstanbul Hükümetlerini ayrı ayrı konferansa davet etmişlerdir2.

    Verilen bu nota ile bir sorun çözümlenirken bir başka sorun ortaya çıkmıştır. Müttefiklerin, hem TBMM Hükûmeti’ni, hem de İstanbul Hükûmeti’ni davet etmeleri, Türk ulusunun hangi hükümet tarafından temsil edileceği sorununun doğmasına yol açmıştır. Mustafa Kemal Paşa kısa bir süre önce TBMM Hükûmeti’nin Türkiye Devleti’nin tek temsilcisi olduğunu bildirmesine rağmen3 İstanbul Hükümeti Sadrazamı Tevfîk Paşa, ortak ilkeler tespit etmek amacıyla bir telgraf çekmiştir. TBMM’nde büyük bir tepkinin doğmasına neden olan telgraf şöyledir: “Konferansa, hem Babıâli hem de Büyük Millet Meclisi davet edilmiştir. Babıâli ile Büyük Millet Meclisi arasında gerçek bir ikilik düşünülemez. Babıâli, tüm baskılara rağmen Sevr Antlaşması’nı onaylamamış ve işgalin etkisini azaltmak için çalışmıştır. Yüksek vatan menfaatleri uğrunda birlik sağlanması bu gün şart olmuştur. Bu yüzden memleketin geleceği ve hakların savunulması konularını müzakere etmek için Büyük Millet Meclisi’nce tayin edilecek bir kişinin özel talimatla gönderilmesi, eğer bu uygun görülmezse heyetimizden Ziya Paşa’nın oraya gönderileceği beyan olunur”4. İstanbul Hükûmeti’nin Konferans’a katılmak istemesi ve elde edilen büyük zafere ortak olması, zaten kabul edilmeyen İstanbul Hükûmeti’nin yanı sıra saltanat kurumunun da varlığını tartılışır hale sokmuştur. Saltanatı kaldırmak için uygun bir ortam bekleyen Mustafa Kemal Paşa, Meclis’teki bu yoğun tepkiyi iyi kullanmış ve sorunun tümden çözümü için saltanatın kaldırılmasını gündeme getirmiştir. Nihayet i Kasım 1922’de Dr. Rıza Nur ve arkadaşlarının vermiş oldukları teklif Meclis’te kabul edilmiş ve saltanat kaldırılmıştır5. Böylelikle İstanbul Hükûmeti’nin Konferans’a katılması engellenmiş, daha da önemlisi 600 yıllık bir hanedanın yönetimi son bulmuş ve cumhuriyet yolu açılmıştır.

    Ankara’nın karşılaştığı üçüncü sorun ise TBMM’ni temsil edecek heyetin başkanının kim olacağı sorunudur. Heyet başkanlığı için çeşitli isimler gündeme gelmiştir6. Ancak heyet başkanlığı için birçok kişinin aklına gelen ilk kişi dönemin Vekiller Heyeti Reisi (Bakanlar Kurulu Başkanı) olan Rauf Bey’dir. Her ne kadar Rauf Bey anılarında Lozan’a gitmek istemediğini açıklıyorsa da7, daha sonraki tavırlarından Lozan’a gitmeyi çok istediği anlaşılmaktadır. Rauf Bey’in heyet başkanlığını istemesindeki temel neden Mondros’tur. Daha önceki yıllarda Mondros gibi olumsuz bir mütarekeye imza koyan Rauf Bey, bu konferansa katılarak hem eleştirilerden kurtulacak, hem de Batılılar ile hesaplaşma imkanı bulacaktı.

    Bütün bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi Rauf Bey, Fethi Bey, Kazım Karabekir Paşa ve Yusuf Kemal Bey gibi devrin önde gelen isimleri heyet başkanlığı için akla gelen ilk isimlerdir. Ancak bu konuda belirleyici kişi konumunda bulunan Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa’nın ise aklında çok farklı bir isim vardı. Bu kişi, Mudanya Mütarekesi görüşmelerinden başarı ile çıkan Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa idi. Mustafa Kemal Paşa bu konudaki düşüncelerini şöyle açıklamaktadır: “Bursa’da kaldığım günler zarfında, Refet Paşa’yı malûm veçhile İstanbul’a gönderdim. İsmet Paşa’yı da, heyet-i murahhasa riyaseti vazifesini ifa edip edemeyeceğini mevcut bunca malûmatıma rağmen bir daha tetkik ettim. Mudanya Konferansı’nı nasıl idare ettiğini teferruatıyla anlamaya çalıştım. İsmet Paşa’nın kendisine, tasavvuratıma dair hiçbir kelime söylemiyordum. Nihayet müsbet olarak kararımı verdim. İsmet Paşa’nın heyet-i murahhasa reisi olması için daha evvel, Hariciye Vekili olmasını münasip gördüm. Bunu temin için doğrudan doğruya Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey’e hususî ve mahrem olarak yazdığım şifre telgrafnamede kendisinin Hariciye Vekaleti’nden istifa etmesini ve yerine İsmet Paşa’nın intihabına bizzat delalet eylemesini rica ettim. Ankara’dan hareketimden evvel Yusuf Kemal Bey, bana, heyet-i murahhasa riyaseti vazifesini en iyi İsmet Paşa’nın yapabileceğini söylemişti”8. Mustafa Kemal Paşa’nın bu açıklamalarının yanı sıra, Ali Fuat Paşa ise Meclis Başkanı’nın Yusuf Kemal Bey, Rauf Bey, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa’nın fikirlerini aldıktan sonra kararını bildirdiğini belirtmektedir9.

    Heyet başkanlığı konusunda temel tartışma İsmet Paşa ile Rauf Bey isimleri üzerinde olmuştur. Bu konuda Mustafa Kemal Paşa’nın, İsmet Paşa’yı tercih etmesinde ve Rauf Bey’i tercih etmemesinde bir takım etkenler rol oynamıştır. Her şeyden evvel Rauf Bey’in Vekiller Heyeti Reisi olması, onun Lozan’a gitmesini engellemekteydi. Çünkü diğer devletler hariciye vekilleri düzeyinde temsil edilirken Türk tarafının vekiller heyeti reisliği düzeyinde temsil edilmesi mümkün değildi. Öte yandan Mustafa Kemal Paşa, kendisinin katılmadığı bir konferansa çok güvendiği bir kişinin gitmesinden yana idi. Rauf Bey’e bu yönde fazla güven duyduğu söylenemezdi. Oysa İsmet Paşa, kendisini Mudanya’da kanıtlamış ve Mustafa Kemal Paşa’nın kafasındaki barışı her yönüyle gerçekleştirecek bir kişi idi. Rauf Bey, Mustafa Kemal Paşa’nın barış ile ilgili düşüncelerine karşı çıkabilir ve kendisine göre kararlar alabilirdi.

    Bu gelişmelerden sonra, Yusuf Kemal Bey Hariciye Vekilliği görevinden istifa etmiş ve heyet başkanlığına getirilecek olan İsmet Paşa bu göreve seçilmiştir10. Böylece İsmet Paşa’nın heyet başkanlığı için hiçbir engel kalmamıştır. Dr. Rıza Nur ve Hasan Bey diğer delegeler olarak belirlenmiş ve Lozan’a gidecek olan heyet kesin şeklini almıştır11.

    Türk heyeti Lozan’a hareket etmeden önce Hükümet tarafından bir talimatname verilmiştir. 14 maddeden oluşan talimatnameye göre; özellikle Ermeni yurdu ve kapitülâsyonların kaldırılması konularında taviz verilmemesi istenmiştir12.

    Talimatnamenin verilmesi ile tüm hazırlıklar tamamlanmış ve Türk heyeti Ankara’dan ayrılmıştır13.


    B – GÖRÜŞMELERİN BAŞLAMASI VE KONFERANSIN BİRİNCİ DÖNEMİ:

    Lozan Barış Konferansı gecikmeli olarak14 20 Kasım 1922’de başlamıştır15. Batılı Devletlerin temsilcileri Konferans’ın oldukça kolay geçeceği düşüncesiyle gelmişlerse de16, daha ilk günkü konuşmalarda17 bu düşüncelerinde yanıldıklarını görmüşlerdir. Her iki tarafın da18 taban tabana zıt amaçlar için Lozan’a gelmiş olmaları ve bunu her fırsatta dile getirmeleri Konferans’ın çok zor geçeceğinin habercisi olmuştur.

    Görüşmelerde, İngiltere Lord Curzon, Fransa Camille Barrere, İtalya ise Marki Garroni başkanlığındaki heyetler tarafından temsil edilmişlerdir. Bunun yanı sıra, Yunanistan Venizelos, Boğazlar ile ilgili görüşmelere katılmak için, Sovyet Rusya ise Çiçerin tarafından temsil edilmişlerdir. Ayrıca A.B.D. de gözlemci sıfatıyla Konferansa katılmıştır.

    Türk heyeti elde edilen askerî zafere, bir de diplomatik bir zafer eklemeyi amaçlamakta ve bu nedenle de Mudanya Mütarekesini esas almaktaydı. Buna karşılık Batılılar, Konferansı I. Dünya Savaşı’nın sonuçları ile ilgili olarak görmekteydiler ve bu yüzden de Mondros’un ruhuna uygun bir antlaşma için çalışmalar yapmaktaydılar19.

    Konferans’ın ilk döneminde heyet ile hükümet, bir başka deyişle İsmet Paşa ile Rauf Bey arasında ciddî bir görüş ayrılığı çıkmamıştır. İsmet Paşa, Konferans boyunca her akşam, görüşmelerden sonra Ankara’ya rapor vermiş ve duruma göre yeni talimatlar istemiştir20. Ancak bu telgrafların sağlıklı olarak yerine ulaştığını söylemek mümkün değildir. Rauf Bey zaman zaman telgrafların geç ve yanlışlarla dolu olarak geldiğinden yakın-mıştır21. Bu dönemde heyet, Mustafa Kemal ve Hükümetin desteğini almakla birlikte, İkinci Grubun baskısını devamlı üzerinde hissetmiştir. Heyete, İkinci Gruptan kimsenin alınmaması, bu grubun heyete karşı katı bir tavır takınmasına neden olmuştur22. İkinci Grup mebuslarının sert eleştirileri karşısında Rauf Bey, İsmet Paşa’yı ve heyeti savunmak zorunda kalmıştır23.

    Birinci dönemdeki görüşmelerde, Türk tarafı İngiltere ile Musul ve Boğazlar, Fransa ile kapitülâsyonlar ve imtiyazlar, İtalya ile ise kapitülâsyonlar, adalar ve kabotaj gibi konularda büyük bir çatışma içine girmiştir24. Ayrıca Yunanlılar da tamirat, Trakya ve mübadele sorunlarında zorluk çıkarmışlardır.

    Musul, Doğu Trakya (Karaağaç), maliye, kapitülâsyonlar ve Yunan tamiratı sorunlarında, şubat 1923’e gelinmesine rağmen hiç bir ilerleme kaydedilmemiştir25. Sonuçta görüşmeler çıkmaza girmiş ve 4 şubatta Konferans kesilmiş; böylece görüşmeler başarısızlıkla sonuçlanmış ve Türk heyeti de diğer heyetler gibi Lozan’dan ayrılmıştır.


    C – KONFERANSIN KESİNTİYE UĞRADIĞI DÖNEMDE TÜRKİYE’DEKİ ÖNEMLİ OLAYLAR:

    4 Şubat-23 Nisan 1923 tarihleri Lozan Konferansı’nın kesintiye uğradığı dönemdir. Bu dönemde bir yandan Konferans’ın yeniden başlayabilmesi için çalışmalar yapılırken, diğer yandan Türkiye’de Konferans ile doğrudan veya dolaylı olarak bir takım gelişmeler göze çarpmıştır.

    Konferans ile dolaylı da olsa ilgisi olan olaylardan ilki İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi’dir. 17 Şubat 1923’te toplanan bu Kongre, TBMM Hükûmeti’nin ekonomik görüşlerini ve barış koşullarını Batı’ya iletmesi açısından önemli vesile olmuştur26. Kongre’de yabancı sermayeye karşı olunmadığı ve sosyalist ekonominin benimsenmediği gibi ilkeler sıkça vurgulanarak kapitülâsyonlardan ve imtiyazlardan vazgeçmek istemeyen Batılı Devletlere bu yönde bazı mesajlar verilmiştir.

    İktisat Kongresi’nin devam ettiği günlerde Lozan’daki Türk heyeti Ankara’ya ulaşmıştır. İzmir İktisat Kongresi’nden dönen Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa’nın Eskişehir’de buluşarak birlikte Ankara’ya gelmeleri ve İsmet Paşa’nın Hükümet ile Meclis’ten evvel Mustafa Kemal Paşa’ya açıklamalarda bulunması bazı çevrelerce hoş karşılanmamıştır27.

    27 şubattan itibaren TBMM’nde Lozan Konferansı ile ilgili görüşmelere başlanmıştır. Bu görüşmeler sırasında heyet ve hükümet sert eleştirilere uğramışlardır. Özellikle Sırrı Bey, Ali Şükrü Bey, Yusuf Ziya Bey ve Durak Bey gibi İkinci Grubun önde gelen mebusları, başta Musul, Karaağaç ve malî konular olmak üzere birçok konuda İsmet Paşa ve Rauf Bey’i sıkıştırmışlardır28. Bu görüşmeler sırasında Mustafa Kemal Paşa, tam anlamıyla heyetten yana tavır almış ve heyetin meclise değil, hükümete karşı sorumlu olduğunu vurgulayarak bu yöndeki tartışmalara son vermiştir29.

    Meclis’teki tartışmalardan hemen sonra, görüşmelerin tekrar başlayabilmesi için yoğun bir çalışma dönemine girilmiştir. 8 martta bir nota ile Batılı Devletlere barış koşulları açıklanmıştır. Bu projeye göre; Musul, Türkiye ile İngiltere arasında barıştan sonra 12 ay içinde çözümlenecek, anlaşma olmadığı takdirde Milletler Cemiyeti’ne başvurulacaktır. Karaağaç Yunanistan’a terkedilecektir. Boğazların statüsü ve azınlıklar sorununda bir anlaşmazlığın olmadığı açıklanmış, ancak borçların ödenmesi konusunda anlaşma sağlanamamıştır30. Müttefikler bu notaya, 28 martta cevap vermişler ve görüşmelerin 23 nisanda yeniden başlayacağını duyurmuşlardır31.

    Türk notasının karşı tarafça kabul edilmesi üzerine, Ankara’da ikinci dönem için yapılan çalışmalara daha da hız verilmiştir. İlk iş olarak 1 Nisan 1923’te Birinci TBMM feshedilmiştir32. Meclis’in feshedilmesinde Lozan Konferansı’nın büyük bir etkisi olmuştur. Gerek Konferans’ın devam ettiği sırada, gerekse kesilme dönemindeki tartışmalarda, İkinci Grup mebuslarının tutumu, fesih işleminin çabuklaştırılmasında etkili olmuştur. Müdafaa-i Hukuk Grubu toplantısında, Lozan Barışı’nın mevcut mecliste onaylanmasının mümkün olmayacağı savunulmuş ve Meclis’in feshi yoluna gidilmiştir33.

    Lozan Konferansı ile ilgili bir başka gelişme ise Amerikalı Chester Grubu’na verilen imtiyazdır34. Madenler, petrol kaynakları, demiryolları ve limanlar ile ilgili olarak verilen bu imtiyazla, emperyalistler arasındaki çelişkilerden yararlanmak ve Konferans’ta A.B.D.’nin desteğini almak amaçlanmıştır35.

    Bütün bu gelişmelerden de anlaşılacağı gibi, kesilme döneminde Mustafa Kemal Paşa, Türk heyetinin gücünü arttırmak için çeşitli tedbirler almıştır36. Bu sayede heyetin, diğer bir deyişle İsmet Paşa’nın Lozan’da daha rahat hareket etmesini sağlamıştır.


    D- GÖRÜŞMELERİN YENİDEN BAŞLAMASI VE ANTLAŞMANIN İMZALANMASI:

    Konferans’ın ikinci dönemi, tüm heyetlerin gelmesinden sonra, 23 Nisan 1923’te başlamıştır37. Bu dönemde Türk heyetinin başkanı yine İsmet Paşa olmakla birlikte, müttefiklerin heyet başkanlarında değişiklikler olmuştur. Sir Horace Rumbold, İngiltere; General Pelle, Fransa; Montagna ise İtalya heyetinin başkanı olarak Lozan’a gelmiştir38.

    İkinci dönem, değişik açılardan birinci döneme göre farklılıklar taşımaktaydı. Her şeyden evvel Türk heyeti bu yeni dönemde daha rahat bir konuma gelmişti. Heyet, Meclis’in feshedilmesi ile İkinci Grub’un baskısından kurtulmuş ve Mustafa Kemal Paşa’nın tam desteğini sağlamıştı. Bunun yanı sıra istediklerini büyük ölçüde elde eden İngiltere’nin ilk dönemde olduğu kadar zorluk çıkarması beklenmemekteydi.

    Gerçekten de birinci dönemde ve kesilme dönemindeki gelişmelerde, İngiltere ile ilgili sorunlar, büyük ölçüde çözümlendiği için bu dönemde daha çok malî ve ekonomik konular gündeme gelmiştir. Bu nedenle de Türk heyeti genellikle Fransız ve İtalyan temsilcilerle karşı karşıya gelmiştir. Bu arada Yunanistan ile de tamirat konusunda ilişkiler gerginleşmiştir.

    İkinci dönemin ilk dönemden bir farklı yanı da, Türk heyeti ile TBMM Hükümeti arasındaki ilişkilerin gerginleşmesi, hatta kopma noktasına gelmesidir. İsmet Paşa’nın aldığı talimatların dışına çıkması, Rauf Bey’i aşarak doğrudan Mustafa Kemal Paşa ile irtibat kurması ilişkilerin bozulmasında oldukça etkili olmuştur. Rauf Bey açısından çok büyütülen bazı tartışmaları ve görüş ayrılıklarını, İsmet Paşa fazla önemli bulmamıştır. İsmet Paşa’ya göre, Lozan’da güçlük değil, münakaşa vardı. Ayrıca haberleşme gizli kapaklı değildi ve Mustafa Kemal Paşa’ya yazılan raporlar, Rauf Bey tarafından okunduktan sonra kendisine verilmekteydi39.

    Heyet ile Hükümetin görüş ayrılığına düştükleri ilk konu, borçların ödenmesi ile ilgilidir. Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey, İsmet Paşa’ya verdikleri talimatta, İstanbul’un boşaltılması ve borçların Frank olarak ödenmesi konusunda taviz vermemesini istemişlerdir40. İsmet Paşa, bu kesin talimata rağmen borçların altın veya Sterlin olarak ödenmesi teklifi karşısında bir süre bocalamış ve talimata aykırı hareket etmeye başlamıştır. Ancak Ankara’nın ısrarlı tutumu karşısında Batılıların bu teklifini kabul etmemiştir41.

    Borçların ödenmesi konusunda soğuyan ilişkiler, Yunanistan’dan istenen savaş tamiratı konusunda daha da gerginleşmiştir. Bu sorun Türk-Yunan ilişkileri açısından olduğu kadar, İsmet Paşa-Rauf Bey açısından da önemlidir. Türk Hükûmeti’ne göre, en mamur şehirleri yıkan, yakan ve harebeye çeviren Yunanlılar’dan tamirat bedeli mutlaka alınmalıydı42.

    Yunan Heyeti Başkanı Venizelos, tamirat bedeline karşılık olarak Karaağaç’ı teklif etmesine rağmen43 Türk Hükümeti İsmet Paşa’ya verdiği talimatta bu teklifin kesinlikle kabul edilmemesini istemiştir44. Ankara’nın bu kesin talimatına rağmen İsmet Paşa, 26 mayıs tarihli telgrafında Kara-ağaç’a karşılık tamirattan vazgeçtiğini bildirmiştir. İsmet Paşa’nın bu kararına karşı olarak, Hükümet ve Mustafa Kemal Paşa, tamirattan vazgeçilmesinin mümkün olamayacağını tebliğ etmişlerdir45.

    İsmet Paşa, Mustafa Kemal Paşa ve Hükümetin telgraflarına cevap olarak, 28 mayısta bir rapor göndermiştir. İsmet Paşa, raporunda; talimatların dışına çıkmadığını, diğer konularda başarı sağlanması amacıyla bu yolu tercih ettiğini ve bu konularda başarı sağlanmazsa alınan kararın geçersiz sayılacağını belirtmiştir46.

    Sonuçta tamirat sorunu, Mustafa Kemal Paşa’nın “tamiratı kabul etmek veya etmemekte ısrar yoktur” şeklindeki telgrafı ile İsmet Paşa’nın istediği gibi sonuçlanmıştır47.

    Tamirat sorunu nedeniyle gerginleşen ilişkiler, kuponlar ve imtiyazlar konularındaki anlaşmazlıklar yüzünden kopma noktasına gelmiştir. İsmet Paşa’ya bu konuda verilen talimatta kuponlar sorunu çözümlenmeden önce hiç bir konuya girilmemesi istenmiştir. İsmet Paşa kendisine verilen bu talimata uymadığı gibi, Ankara’ya çektiği telgrafta, Hükümetin tutumunu 93 Harbinin saraydan yöneltilmesi ile kıyaslamış ve barışı yapmaları için Rauf Bey ile Maliye Vekili Hasan Fehmi Bey’i Lozan’a davet etmiştir48. İlişkilerin bütünüyle kopması anlamına gelen bu telgraf üzerine Mustafa Kemal Paşa duruma müdahale etmiş ve İsmet Paşa’yı haksız bulduğunu bildirmiştir49. Bununla birlikte İsmet Paşa’yı desteklemeye devam eden Mustafa Kemal Paşa, anlaşmazlıklardan daha çok Rauf Bey’i sorumlu tutmuştur50.

    Barış için tüm engellerin ortadan kalkmasından sonra, İsmet Paşa imza için Hükümet’ten cevap beklemeye başlamıştır. Gerek 16, gerekse 17 temmuz tarihli telgraflarına cevap verilmemesi üzerine, 18 temmuzda doğrudan Mustafa Kemal Paşa’ya telgraf çekmiştir. 19 temmuzda Mustafa Kemal Paşa’dan antlaşma imzalanmasına dair telgrafı alan İsmet Paşa51, 24 temmuzda Barış Antlaşmasını imzalamıştır52.

    Dış sorunları büyük ölçüde çözümleyen, buna karşılık içte önemli siyasal çekişmelere neden olan Lozan Barışı’nın önemli koşulları şunlardır:

    1 – Sınırlar:

    a) Güney Sınırı : TBMM Hükümeti ile Fransa arasında 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara İtilafnamesi’nde saptanan sınır, Lozan’da onaylanmıştır.

    b) Irak Sının : Bu sorun Lozan’da çözümlenememiştir. Bu nedenle Irak Sınırı (Musul Sorunu), Konferans’ın bitmesinden sonra 9 aylık bir sürede çözümlenmek üzere Türk-İngiliz ikili görüşmelerine bırakılmıştır.

    c) Batı Sınırı : Meriç nehri sınır olarak kabul edilmiş ve tamirat bedeline karşılık Yunanistan’dan Karaağaç alınmıştır. Ayrıca Türkiye’ye yakın Ege adalarında silâhtan ve askerden arındırılması kabul edilmiştir.

    2 – Boğazlar : Sovyet ve İngiliz tezlerinin tartışıldığı görüşmeler sırasında Türk tarafı, İngiltere’nin fazla zorluk çıkarmasını engellemek için İngiliz tezine yaklaşmıştır. Buna göre Boğazlar Türkiye’nin başkanı olacağı uluslararası bir komisyon tarafından yönetilecek ve her iki yakası asker siz hale getirilecektir.

    3 – Kapitülasyonlar : Türk toplumunun gelişmesine, güçlenmesine engel olan kapitülasyonlar tümüyle kaldırılmıştır.

    4 – Osmanlı Borçları : Borçlar, Osmanlı Devleti’nden ayrılan ülkeler arasında pay edilmiş, ödemelerin belirli taksitlerle yapılması kararlaştrılmıştır. Ayrıca Batılıların ödemelerin altın ya da Sterlin yapılması teklifleri Türk tarafınca kabul edilmemiştir.

    5 – Savaş Tazminatı : Batılıların Türkiye’den istedikleri savaş tazminatı kabul edilmemiş, buna karşılık Türkiye’nin Yunanistan’dan istediği savaş tazminatına karşılık Karaağaç alınmıştır.

    6 – Azınlıklar : Türkiye sınırları içinde yaşayan tüm azınlıkların Türk uyruklu oldukları benimsenmiş, ve onlara hiç bir ayrıcalık tanınmamıştır, bu arada Yunanistan’daki Türkler ile Türkiye’deki Rumların karşılıklı olarak değiştirilmeleri kabul edilmiştir. İstanbul’daki Rumlar ile Batı Trakya’daki Türkler bu mübadelenin dışında tutulmuşlardır.

    Yeni Türk Devleti’nin tüm dünya tarafından kabul edilmesi anlamına gelen Lozan Barışı’nın geriye sorun bırakmadığını savunmak mümkün değildir. Sonraki yıllarda Musul, Borçlar, Boğazlar ve Hatay sorunları tekrar gündeme gelmiş ve o dönemin koşullarına göre çözümlenmiştir. Türkiye bu sorunlardan sade Musul sorununda başarı sağlayamamıştır.


    SONUÇ

    Lozan Konferansı’nın birinci ve ikinci dönemleri, gerek gündeme gelen sorunlar, gerekse içte ve dışta yarattığı etki bakımından farklı olaylara sahne olmuşlardır.

    Birinci dönemde genellikle arazi ile ilgili konular görüşülmüş ve bu nedenle de Türkler ile İngilizler karşı karşıya gelmişlerdir. Buna karşılık ikinci dönemde malî ve ekonomik sorunlara ağırlık verilmiştir. Bu dönemde Türkiye üzerinde ortak ekonomik çıkarları bulunan Batılı devletler, Türk tezlerine karşı birlikte hareket etmişlerdir.

    Görüşmeler sırasında, başta İsmet Paşa olmak üzere, tüm heyet üyeleri çok yorulmuş ve yıpranmışlardır. Bu yorgunluk zaman zaman bezginliğe dönüşerek, heyet-hükûmet ilişkilerini olumsuz olarak etkilemiştir. İsmet Paşa, içinde bulunduğu koşullardan dolayı talimatların dışına çıkmış ve bu davranışı Rauf Bey tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Ancak bu sürtüşmelerde, Mustafa Kemal Paşa, iki taraf arasında bir yandan denge kurmak isterken, öte yandan İsmet Paşa’nın Ankara’daki en büyük destekçisi olmuştur. İsmet Paşa, hemen bütün sorunlarda, barışın bir an evvel imzalanmasını isteyen Mustafa Kemal Paşa’yı yanında bulmuştur.

    Konferans sırasında beliren İsmet Paşa-Rauf Bey anlaşmazlığının gerçek nedeni olarak borçlar, tamirat ve kuponlar konularındaki görüş ayrılıklarını göstermek doğru değildir. Bu sorunlar zaten var olan görüş ayrılıklarının ortaya çıkması için bir gerekçe olmuştur. Her şeyden evvel İsmet Paşa ile Rauf Bey arasında siyasal açıdan görüş ayrılıkları mevcuttur. Rauf Bey’in gerek İkinci Grup ile olan ilişkileri, gerekse saltanat ve hilâfet hakkındaki düşünceleri bunun en açık kanıtıdır. Bu arada görüş ayrılıkları heyet başkanlığı sorunu nedeniyle artmış ve nihayet görüşmeler sırasındaki talimatlara uyup uymama tartışmasıyla da kopma noktasına gelmiştir. Aslında Lozan Konferansı’nı İsmet Paşa ile Rauf Bey arasındaki görüş ayrılıklarını su yüzene çıkaran bir olay olarak değerlendirmek mümkündür.

    Bu iki önemli şahsiyet arasındaki kutuplaşma antlaşmanın imzalanmasından sonra da devam etmiştir. İlk olarak Rauf Bey, Vekiller Heyeti Reisliğinden istifa etmiş ve Ankara’dan ayrılmıştır. Kısa bir süre sonra cumhuriyetin ilânı üzerine tartışmalar yeniden başlamış ve olaylar Rauf Bey’in Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası olayında yer almasına kadar ilerlemiştir. Son söz olarak denilebilir ki; Lozan’da baş gösteren görüş ayrılıkları İsmet Paşa ile Rauf Bey’in iki siyasal hasım haline gelmelerine yol açmıştır.









  2. Acil

    Lozan konferansına giden Türk heyetinin temel amaçları isimli yazıya yorum yazın.





  3. Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder


Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
lozan konferansına giden türk heyetinin temel amaçları nelerdir,  lozana giden heyet